Adressiz Mektuplar 2

Adressiz Mektuplar 2

Adressiz Mektuplar 2

Yağmur yağıyor buralara, penceremde kalan bakışlarım sırılsıklam…

Keşke diyorum umutsuz vakam; seni sevmek, acı çekmenin bir başka hali olmasaydı. Sevginle acın iç içe geçmeseydi bu kadar.  Sevgin ve acın; sınırları ortadan kalkmış iki ülke gibi çatışma halinde. Hangisi düşman hangisi dost? Hangisi benim tarafım ya da bir taraf mı olmalıyım bu savaşta? Hangisi gerçek hangisi sahte? İnan kendimi, var olma nedenimi(eğer bir var olma nedenim varsa) sorguladığım bir keşmekeşlikte bu sorunun cevabını sen olmadan nasıl bulayım?

Sormuyor değilim kendime, ‘’ne vardı seni bu kadar sevecek’’ diye. Sorunun cevabını bulamıyor oluşum; daha da anlamlı kılıyor soruyu. Ben sana cevabını bulamadığım sorularla türlü türlü yücelikler yüklüyorum; sen ise her zaman ki ukalalığınla sadece acı, yokoluş, sessizlik…

Sessizlik demişken, bilesin ki sana söylemek istediğim her şeyi param parça etti; yüksek sesle söylemek istediğim, bize ait olan ne varsa, bütün her şeyi… Sonrasında çevremi çepe çevre saran boşlukların sonsuzluğu; kayıplara karıştırdı beni… Her kayboluşta yitirdim, dışarı çıkarken cebimde taşıdığım umutlarımızı, hiç yıkılmaz sandığımız hayallerimizi, herkesten koruyup kendimiden koruyamadığımız sevdalarımızı…  Bu akıl almaz hegamede; en çokta sana yenildim biliyor musun? Oysa ki herkese ve her şeye karşı direnebilme gücümün var olduğunu düşünürken…

Uzaktan seni seyre dalmanın; hiç sonu gelmedi sen gittikten sonra;  senden geride anlamsız bir parça gibi kalmak; bilinçli bir tercihim olmadı hiç, nereden çıktığı belli olmayan istem dışı önceliklerim oldu hep.  Sonrasında; merhabalarla süslü gelişlerin, elvedayı bile çok gören gidişlerine şahit oldum. Yitik bir sevdaya sadık bir bekçi olup çıktım, üzerine yüklenen bütün yüke rağmen, taşımaktan gocunmayan, bir türlü beli bükülemeyen bir sevda hammalı oldu emekçi kalbim; görevimi kutsal sayıyor oluşumdan mıdır bilmem ama; sanırım hiç aklımdan geçmeyecek her şeyi bitirecek, beni son noktaya vardıracak; o son trene binip, senden, her şeyden ve herkesten çekip gitmek…

Kendine iyi bak bile diyemiyorum biliyor musun? Çünkü kendine, benden daha iyi bakabilmen konusunda ciddi şüphelerim var.

Farkında mısın? Ne kadar sadık acılarımız var; nereye gitsek hep ardımız sıra gelir, nereye baksak bizi bir kaşık suda boğmak için didinir durur. Sevinçlerimiz de neden acılarımız kadar sadık olamadı bize söyler misin? Neden hep kursaklarımızda kaldı, neden hep boğazımızda düğümlendi, neden hep bir şimşek çakması kadar kısa sürdü?

Kuşlar bile terketti, oysa ki havalar soğumamıştı daha…

Yorum yazın.