Öğretmen Olmak Olamamak ( Ol(ama)mak )

ÖĞRETMEN OL(AMA)MAK

Çok zor şartlarda okumuşsundur üniversiteyi. Ardından branşınla zerre kadar alakası olmayan (renkli, birinci kalite, yer yer kuşe ama çoğunlukla saman yaprak )sınav sektörü yayınları ile uzun yıllar sürecek düzenli ve düzeyli bir ilişkiye başlarsın. Bakmayın düzeyli dediğime! Aslında bir oyundan başka bir şey değildir bu ilişki. Hem de öyle bir oyun ki düşman başına! Level atlamak, deveye hendek atlatmaktan zor.Oyunu bitiren çok az kişi. KPSS’ ye bu girip oyunu tamamlamak gerekiyor atanmak için. Fakat dediğim gibi bu oyunu tamamlamak uzun uğraş. En azından Eğitim Fakültesinde geçirdiğiniz zaman kadar da sadece tek bir sınavı başarabilmek için zaman harcaman gerekecek. Çünkü inanın bana her bir Level diğerinden daha zor.Hayatın boyunca maaşını ve bütçeni hesaplamak dışında kullanmayacağınmatematik, kenar metinlerin anayasaya dahil olmadığını bilmek, Avrupa MerkezBankası’nın başkanının adını ezberlemek, eğitime kimin, ne zaman, ne amaçla soktuğunu asla bilemeyeceğiniz ayıcıklı-baykuşlu teknikleri anlamak ve bunun gibi daha bir çok gereksiz şeylerden oluşuyor bu leveller.

Bu düzenli ve düzeyli ilişki süresince bazen haksız yere kendini işe yaramaz hissedersin. Çoğu zaman yakın çevrendeki bazı cehalet temsilcilerinin ‘’Salak mı bu acaba? Yıllardır atanamıyor’’ bakışları altında ezilmemek için mücadele ederken, haykırasın gelir bir okulun önünde teneffüse çıkmış öğrencilere, öğretmenlere:

‘’Ya bakmayın böyle saç-sakal karışık gezdiğime, ben de ÖĞRETMENİM.’’

Bu uzun ve meşakkatli süreçte sınavlara gire-çıka diğer öğretmen adaylarını tanırsın. Birçoğu pırıl pırıldır. Kader ortağı olursunuz. Atanma hayallerinizi, umutlarınızıpaylaşırsınız… Atanamazsak diye başlayan B planları yaparsınız; bazen çok paramızolsa diye bir dershane, bazen de daha az sermaye gerektiren bir kafeterya açmak üzere. Sonra birden uyanırsın hayal dünyasından ve bakarsın ki yürekte yine kocaman bir boşluk.

Düştüğün en berbat durumda da olsan, yine çalışmayla tutunursun umutlarına. İsyan edersin. İsyanın çalışmaya değil, yalnızca ve yalnızca içine düştüğün bu kısır döngüyedir. Her ne kadar haksızlığa karşı bağırsan da en yüksek desibelinden, karşılığını görememen nedeniyle gönlünün tekrar umutsuzluğa düşmesine engel olamayacaksındır. Ve tekrar istikamet hayallerinin yanı: Tilkinin dönüp dolaşıp gideceği yer yine kürkçü dükkânıdır ne de olsa…

Ve zaman gelmiştir artık. Sınav canavarı ile dövüş zamanı. Çıkarsın karşısına korkusuzca, daha önceki birçok sınavda olduğu gibi. Elinden geleni yapmışsındır ve beklemeye başlarsın hayallerini gerçekleştirecek olan sınav sonuçlarını. Hayallerin… Evet… Yatlar, katlar değildir hayallerinin başrol oyuncuları. Muhtemelen tek derslikli,bahçesinde 3–5 ağaç olan bir okuldur hayalinin bütünü.

Sistemin, hakkın olanı sana nimet gibi sunduğu bir öğretmen alımı haberinden sonra artık iyice tutmuşsundur umudun elinden. Okulu satın alacakmışçasına bakarsıninternetten. Şartlarını kontrol edersin kendine göre. Kar yağar mı? Yollar kapanır mı?Sosyal hayatın sunduğu imkânlar neler? Haklısındır… Nihayetinde bir bakıma ev alıyorsundur. Oysa bu anı beklediğin süreç içersinde defalarca dememiş miydin? Neresi olsa giderim diye… Kalbinin ne kadar çok istediği pek te umrunda değildir,numaranı girmiş olacağın ekranın. O zaman anlarsın ki beynin bu durum karşısında çaresizdir. Bilirsin ki ya yine en başa döneceksin, ya da başını sokacağın kutu gibi bir okulun olacaktır tek göz.

II. BÖLÜM

Hayallerin gerçek olmuştur. Bundan sonra köy, kasaba, dağ başı ya da şehir gibi bir işin vardır artık. Artık geleceğin başladığı yerdesindir. Hani o büyüyünce olacağım, yapacağım dediklerinin başında.

İlk gördüğün şey diğer öğretmenler olur. Yıllardır hayalini kurmuş olduğun gerçekle yüzyüzesindir artık. Gerçek başlı başına yanıbaşındadır bundan sonra. İşin ciddiyetini görmeye başlarsın bazı öğretmenlerin o meşhur hesap düşkünlüklerine şahit olduğunda. Bazılarının eğitimcilikle yakından uzaktan alakası olmadığını gördüğünde, bundan bile kendine pay çıkarırsın. Ve çoğu zaman ders saatini bir an önce doldurmanın peşinde olan meslektaşlarının yakınmalarını dinlemek istemediğin için sessizce ayrılacaksın öğretmenler odasından. Arkana bakmadan ilerleyeceksin koridorda parlayan gözlerle. Senin nasıl bir öğretmen olmamanı göstermek için oradadırlar en nihayetinde.

Sınıfın kapısından içeriye girdiğinde, senin ellerinde şekillenecek olan bir geleceğin sorumluluğunu taşımanın farkında olacaksın. Sonra yoksulluğu göreceksin oçocukların gözlerinde, ailelerinin ilgisizliğini… Ve anlayacaksın ki hayatlarındaki tek güzel şey o tek derslikli okula gelmektir. Kızdıracak da olsalar seni, yine senin gözlerinde aradıklarını gördüğünde yeni bir dünyayı, onlar için umudun ta kendisi olduğunu anlayacaksın. Mücadele edeceksin bütün gücünle ve benliğinle, bu umudu yitirmemeleri için. İzin vermeyeceksin buna.

Yılmak üzere geleceksin, çocukların daha önceden almış oldukları yetersiz eğitimi gördüğün zamanlarda. Başarısızlıklar seni kızdıracak. Fakat bileceksin ki bu sorumluluk onlarda değil. Başarısızlığı gördükçe onlardan vazgeçen, soğuyan, aşağılayan öğretmenlerde ve velilerde bu sorumluluk. O zaman anlayacaksın asıl işinin sınıf defterini doldurup, e-okula bilgi girmek olmadığını. Bileceksin ki asıl işin; cehaletle nasıl savaşılır onu öğrenmektir. Hem onların, hem velilerin, hem diğer öğretmenlerin hem de kendi cehaletinle.

Her ne kadar gözlerini kaçırsan da, çocukların bakmaya devam edeceklerdir gözlerinin ta içine, ‘’bana bir şeyler kat’’ dercesine. Erkek öğretmene de çiçek getirecekler ve sen şaşırsan da bu duruma. Oysa bir o kadar normaldir onlar için, hiçbir ilginç yanı yoktur. Seviyordur seni…

Tarihi bilmeseler de Atatürk’ün önemli biri olduğunu düşünecekler çocukların. Sana gayet içten bir şekilde soracaklar: ‘’Atatürk’ü gördünüz mü?’’ diye. Ve bazen düşüneceksin; gerçekten kimin asıl öğretmen olduğunu.

…..

Kısaca;

Öğretmen olmak…

Bazen dert dinlemek, bazen vereceği nasihat ile can sıkıcı olmaktır öğretmen olmak. Yeri geldiğinde sümük silmek, yeri geldiğinde teneffüste maç yaparken kafası yarılan bir öğrenciye ilk müdahaleyi yapmaktır. Bazen mezuniyetine, bazen tüm arkadaşlarının gittiği bir okul gezisine maddi imkansızlıklar nedeniyle gidemeyen öğrencisine sponsor olmak. En kötü öğrencisinden bile saf saf yalan beklememek. İyi niyetinizin suiistimal edileceğini bile bile tartışmalara girmek.

Ve en önemlisi kutsal bir meslektir öğretmenlik…

Öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğunu anlamanın belki de tek yoludur: hep vermek, hep tevazu göstermek ve hiç almamak, sevmek fakat karşılıksız…

Victor Hugo’nun Notre Dame de Paris romanının ara karakterlerinden şair ve öğretmen olan Gringoire’nin neden öğretmen olduğunu soran Esmeralda’ya verdiği cevap, verilebilecek en güzel ve en anlamlı cevap olsa gerek:

“Asker oldum, pek cesur değildim; rahip oldum, yeteri kadar dindar değildim ve içki içmeyi de pek bilmezdim. Sonra marangoz yanına çırak olarak girdim ancak yeterince güçlü değildim. Bu yüzden ben de öğretmenliği seçtim. Maddi getirisi az; manevi getirisi sınırsız olan öğretmenliği…”

Dünyanın her yerinde güzel olsa gerek öğretmen olmak.

Anladım ki;

Türkiye’de öğretmen olmak, öğretmen olamamakla başlar…

NOT: Bu yazıda adı geçen kişi ve kurumlar hayatın ta kendisi olup; I.Bölüm Bizzat yaşanmış, II.Bölüm ise yaşanması muhtemel olayları içermektedir.

Barış KAYA

16/02/2012

Ataması Yapılmayan

Sosyal Bilgiler

Öğretmeni

Yorum yazın.