Oracığım… Omuzlarım…

Oracığım… Omuzlarım…

Oracığım… Omuzlarım…

Sonsuzluğun mavisi ile kap kara toprak arasına sıkışmış dünyam; altında eziliyorum şehrin, sanki şehrin bütün yapıları üzerime kurulmuş gibi… Omuzlarımda yükseliyor çok paraya satılan veyahut kiralanan daireler, yıkım ekiplerine direnen yoksulların gecekonduları, dünyanın kirlenmişliğinden habersiz çocukların kaydıkları kaydıraklar, salıncaklar… Yükseliyor omuzlarımda şehir ve düşüyor omuzlarımdan şehir… Merkezlerinde patlayan bombalarla parçalanan bedenler tam da oracağıma…omuzlarıma düşüyor. Mahcup, yalvarır bakışlarla el açanlar, dilleri renkleri birbirine karışmış yurdundan kaçanlar, sabahın erkenlerinde servis bekleyen işçiler, yevmiyeye giden yevmiyeciler üşüyor oracığımıda…omuzlarımda… Derdi çok şehrin, omzumda yükselen yapıları kadar hemde, yetmiyor… yapıların üzerine bir de dertlerini yüklüyorum oracığıma…omuzlarıma… Altında eziliyorum şehrin, şehir bende, benim omuzlarımda…

Israrla taşıyor omuzlarım bütün yükü, koskoca bir kenti ve içinde ayrı dünyaları yaşayan insancıkları…

Aklın, bütün yük karşısında ezilişini, bezginliğini, her şeye küfreden bitmişliğini, kendini yitirişini ve ruhunu şehre teslim edişini; başladığı işi sonuna kadar götürmeyi ilke edinmiş, gururlu bir itaatsizlikle savuruyor oracığım… omuzlarım…

Yorum yazın.