Özgür köleler diyarından bir mektup var!

Şimdi şehrin; beşiğinde emziğiyle sessizliğe gömüldüğü vakitler… En ufak tıkırtı dahi uyandırabilir soluksuz uyuyan bu küçük devi; ama kimin umurunda ki bu alt üst oluş; isyan bayrağı çekilmiş göndere, kuşanılmış yerinde durmaz bir öfke… Kalabalıklarını misafir ettiği sokaklarda, güneş batana dek köşe bucak kaçacak delik bırakmadan mengene gibi bedenimi sıkıştırmaya çalışan şehir; bu sefer özgürce dolaşmama engel olamayacak. Çıkmaz sokaklarından en işlek caddelerine, polislerinin en fazla devriyeleri attığı mahallelerinden, adını duymadığım meydanlarına, ayak basmadık yer bırakmayana kadar tozutacağım. Detone sesimle söyleyeceğim kimsenin eşlik etmek istemeyeceği şarkılarımı, kıracağım birer birer sokak lambalarını, sokak lambalarını da özgürleştireceğim.

Yaşam denen şeyin acemisiyim, ilk kez geliyorum hayata ve ilk kez öleceğim herkes gibi, herkesleşmekten korkaraktan… Sahi nedir bu yaşama arzusu, nereden gelir? Yaşarken en büyük unutkanlığımız, sanırım hiç beklemediğimiz bir anda bizimle tanışmak için can atan ölümün kendisi.

10734116_956516311045013_8409975046840803709_n

Kalbinin atmasıyla, nefes almakla, nabzının yerinde olmasıyla; yaşadığını zanneden çok fazla insan var. Aslında yaşayan ölülerimiz; yaşayanlarımızdan sayılamayacak kadar fazla, hepsi de kazma kürek ellere alınıp gömülmeyi bekliyor.

Hiçbir yere, hiç kimseye ait değilim. En büyük korkum herkesleşmek, herkes gibi olmak. Sıradanlığın çorak iklimi asla iç dünyamın canlılığına bulaşmamalı. Somut olarak insanlarla aynı dünyayı paylaşıyorum, ancak içimde ayrı bir dünyayı yaşıyorum. İnsanlara ihtiyaç duymamak gerçek özgürlüğün ilk adımıdır. Duyulan her ihtiyaç bileğimize vurulan birer prangadır.

Yorum yazın.