Umutsuz Vakam

Umutsuz Vakam

Umutsuz Vakam

O günden beri; hiç uyanmak bilmeden aramızda uyuyan şeye; hasret denir. Tıpkı her gök gürültüsünde yatağından ok gibi fırlayıp anne babasının arasına giren yaramaz çocuklar gibi.

Sana dokunabilmemin tek yolu, sayfalarca seni yazmaktı. Büyük harflerle başlayıp noktalara ulaşan her cümlede, her sözcükte, her hecede ve hatta her harfte; yalnızca seni sığdırabilmekti kağıt parçalarına; ne zor şeymiş öyle; seni sensiz yaşama çabası!

Gece ile gündüz gibiyiz seninle; aynı gökyüzünü paylaşıyoruz ama ayrı zamanlarda yaşıyoruz. Sanırım en baştan ayrıdır seninle yollarımız; o yüzden olsa gerek; kalbimiz patlarcasına sevse dahi; bir türlü kesişemez. Neyse ki ayrılık dediğimiz şey de; aslında aşka dair bir şey, tıpkı yıllanmış şarap kadar özlemek gibi, geceleri huzursuz eden, iç gıcıklatan bir arzulama hali gibi…

Bazen öyle çaresiz oluyorum ki sen yokken; bazı şeylerin beni çok fazla yorduğunu hissediyorum. Ama o bazı şeyler; her ne kadar yorucu ve engel teşkil edici olursa olsun; terk edilecek gibi değil. Sigara, alkol gibi kötü bir alışkanlık mısın anlamadım gitti. Aslında bana kalırsa; sigara ve alkolün kötü alışkanlıklar olduğu konusunda; bilim dünyasından ayrılıyorum. Bence kitap okumak, yemekten önce elleri yıkamak ve yemekten sonra diş fırçalamak kadar iyi alışkanlık hepsi. Peki adını iyi koyduk alışkanlığımın, öyleyse sen, benim için sadece bir alışkanlık mısın? Alışkanlık olsan iradi olarak bırakabilirdim sanıyorum. Sanırım sen bir tutkusun bende, hem de ulaşamadıkça daha da büyüyen, Everest kadar yüce, uzay boşluğu kadar sonsuz ve ara ara bilincim kapalı bir halde, kendimi kaybedip; sana kapıldığım, sende bütünleştiğim bir tutku…

Öyle bir tutku oluşturdun ki durağan yüreğimde, sana ait ne varsa merhabalarınla başlayan sohbetlerimizden, tanıştığımız ilk andan şimdiye doğru geçen zaman aralığında her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlıyorum. Seni düşündüğümde, içinde bulunduğum zaman ve mekandan soyutlanıyorum, bedenimi terk ediyor düşüncelerim, duygularım, birden seni yaşıyor, tabanlarım patlarcasına sana koşuyorum. Birbirimize ilk dokunuşumuzda ki ürkekliğini, yorucu sevdalarımızın yarattığı sevgiye susamışlığımızı, sakallarımın arasında gezinen parmaklarını, sarıldığında bir bütün görüntüsü veren bedenlerimizi; hepsini o günkü kadar gerçekçi yaşıyorum, sen benim en sevdiğim dejavumsun.

Söylemeden geçersem, hatrı kalır sözlerin. Hatırdan çok hesabı kalır desek; daha doğru olur. Ben söyleyeyim de; sonra bir de benim sözlerim, benden hesap sormaya kalkmasın, bey efendi  hesap kaldı diye. Neyse ney…

Yazışmalarımız diyorum; aslında en çok okuduğum kitaptır. Yazdığın her harfi,her kelimeyi; alfabeyi yeni sökmüş bir çocuk titizliğiyle okuyorum. Sınavlardan geçmek için gece yarılarına kadar ders tekrarı yapmaktan kitap, defter açık uyuyakalan öğrenciler gibi; tekrar tekrar yazdıklarını okurken uyuya kalıyorum; bir inançlının hatim ettiği kutsal metinler gibi hatim ediyorum yazdıklarını onlarca kez; ve bir hafızın kutsallığına saygı duyduğu metinleri aklına yazdığı gibi; yazdığın ne varsa hafızamda saklıyorum; ve sonra yaşadıklarımızı, söylediklerini; kelimesi kelimesine, eksiksiz(Noktalama işaretleri de dahil) …

Ve seni her gün beklemek; hiçte aşkın dışında bir kavram değilmiş aslında; tam tersi aşkın orta yerinde açan, her sabah uyandığında farklı bir renkte yeşeren yeni bir umutmuş..

 

Yaşar Kazıcı – [email protected]

Yorum yazın.