12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü Şiirleri

12 Mart İstiklal Marşı’nın kabulü ile ilgili şiirleri buradan okuyabilirsiniz. 12 Mart Şiirleri oku, 12 Mart şiirleri indirmeden oku, İstiklal Marşı’nın kabulü şiirleri oku, 12 mart şiirleri indirmesiz oku. İstiklal marşı şiirleri oku, İstiklal Marşı ile ilgili kısa uzun şiirler oku.

GEÇİLMEYEN ÇANAKKALE

Toplanmış gelmişler Dünya’nın her yerinden,

Kara gün sarmıştı etrafı belliydi bu derinden,

Gemilerine, toplarına ve tüm ihtişamına güvenerek,

Beş çayı İstanbul’da emelleriyle sarhoş, sevinerek,

Nasıl iş bu dediler karşımızda fazla Türk yokken,

Yardıma gelenler kimlerdi onlara duraksız ve erken.

Conk bayırını bir saatliğine aldıktı tüm övünebildikleri,

O da doğru değildi zaten görememişlerdi hiç zirveleri,

Geçit vermiyordu topraklar geçilmeyen Çanakkale.

Ölüme susamış milletti bu korkutmuyordu ölüm bile.

Şehadete değil Allah’a koşuyordu  Mehmetlerin nicesi,

Allah en büyüktür tekbiri, dillerinde tekrar eden hecesi,

Korkunç bir uğultuydu bu kulakları patlatan.

Öyle bir destan ki tüm düşmanları çatlatan.

Nasıl kalkardı onca ağırlık Seyit’in ellerinde,

Bu sorunun cevabı şehadet getiren dillerinde.

Açlık acısı unutulmuştu çoktan vatan acısı daha beter,

Allah ne güzel Mevladır dediler bize Allah yeter.

Ölülerin kokusu duyulmuyordu sanki iman kokusundan,

Mehmetler ölürken ordu bir şey kaybetmiyordu dokusundan,

Geçit vermiyordu topraklar geçilmeyen Çanakkale.

Ölüme susamış milletti bu korkutmuyordu ölüm bile.

O gece sessizce vazifesini tamamlayınca Nusratımız, 1

8 Mart bize hediye edildi onlardan kalan hatıramız.

Duvardan daha kuvvetliydi geçilmeyen çelik bedenler,

Tekrar yardıma geliyordu şehit olup cennete gidenler.

Gelibolu’da dönüp durdular şaşkın ve çaresiz,

Gitmek en iyisi dediler artık duyurmadan sessiz,

Geçit vermiyordu topraklar geçilmeyen Çanakkale.

Ölüme susamış milletti bu korkutmuyordu ölüm bile.

Bu destan tarihin sayfalarında tek kalacak bir eşi seçilmez,

Nice nesillerin dillerinde tekrar edecek; Çanakkale geçilmez.

Osman Ali AYDIN


ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi.

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.

Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde gösterdiği vahşetle “Bu bir Avrupalı!”

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mi mahşer.

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ,
Hani, tâ’ûna da züldür bu rezîl istîlâ!

Kustu Mehmetciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.

Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedî serhaddi;
“O benim sun-i bedî’im, onu çiğnetme” dedi.

Âsım’ın nesli, diyordum ya; nesilmiş gerçek,
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
“Gömelim gel seni târîhe” desem, sığmazsın.

“Bu taşındır” diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;

Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın heyhât;
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât.

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor peygamber.

Mehmet Akif Ersoy


 ÇANAKKALE RUHU

Omuzlarında tüfek, ayaklarında çarıklar,

Söyle, nereye gidiyor bu çocuklar?

Bir evladın ölüme yürüyüşüne,

Nasıl dayanır ki analar?

Vatan toprağıysa konu,

Ölüme çıksa da yolun sonu

Bu şehadet yürüyüşüdür,

Vatan için göze aldılar bunu.

 

1915, Çanakkale , Arıburnu,

Düşman dört koldan sardı yurdu.

Geçit vermedi onlara,

Bir avuç Anadolu çocuğu.

Omuz omuza kıyasıya

Büyük bir savaş oluyor.

Subayı, eri demeden

Yiğitler toprağa düşüyor.

 

Nusret mayın döşüyor,

Seyit Onbaşı top mermisi sırtlıyor,

Çanakkale’de ilahi bir güç,

Yüreklere dokunuyor.

 

Tüm dünya şaşkın, çaresiz,

Vatan savunulur mu,

İnançsız, nedensiz?

Topyekün gelseniz bile yine,

“Çanakkale Geçilmez!”, bilesiniz.

 Funda Menekşe


İSTİKLÂL MARŞINI DİNLERKEN

Borazanbaşı, borazanbaşı
Akşamları batan güneşe karşı
Alışılmış bir ibadet gibi
Çaldığınız o İstiklâl Marşı
Yıllardır her kulakta yer etmiş
Gür nağmeleriyle tutanken arşı
Az rastlanır bir huşu içinde
Ayakta dinleriz bütün çarşı
Hayal »gibi, vehim gibi bir şey
Sanki memleketin dağı taşı
En sadık bekçisi tarihimin
Kesilir ansızın şehit naşı.
Bir meçhul askerler mahşeriyle
Hatırlatır o yaman savaşı.
Yanık türkülerinden biliriz
Yemen Çölü’nü, Sarıkamış’ı
Kurduna kuşuna sor söylesin
Neydi Türk’ün o günkü telâşı?
Karalar giymiş Anadolu
Kan bir yandan, bir yandan gözyaşı
Sürmedi çok şükür o(kıyamet
Gecenin ‘birinde fecre karşı
Güneşten evvel doğdu ufukta
Mustafa Kemal’in altın başı.

RECEP ZEYBEK


İSTİKLAL MARŞI’NA

Korkmadım!

Sen ‘KORKMA’ dediğin günden beri korkmadım.

Ne al sancağımın sönmesinden,

Ne de tek dişi kalmış canavarın ulumasından.

Mıhlanıp kaldım yerimde

Seni her duyduğumda.

Başım dik, gözüm gökyüzünde.

Düşündüm bastığım yerlerdeki kefensiz yatanları.

Unutmadım!

Unutmam ben şehit oğluyum.

Dünyaları alsam da vermem

Bu vatanın tek bir taşını.

Kükremiş sel gibi taştım.

Mabetlere değmesin diye düşman eli

Siper ettim gövdemi;

Vuruldum…

Ay, hilaldi o gece.

Vuruldum!

Kanım toprağa aktı,

Bayrağıma renk oldum.

SEYDİ ÇAPUTÇU


İSTİKLÂL MARŞI’MIZ

Her milletin bir milli marşı var fakat bizimkisi ayrı.
Bizimkisi İstiklal Marşıdır, başka yazılamaz gayrı.

Kimisi yazılmış bilmem hangi krala; lorda, barona.
Küçümsemem ama, benzetirim şişirilmiş bir balona.

Marşımız kahramanlar destanı. Gönülden oku, benimse!
İstiklali, hürriyeti, ruhu anlatır bu marş benimse.

Milletin tarih ve ülküsünü bu nesle yansıtan değer.
Dillerin, kalplerin coştuğu bu dizeler her şeye değer.

Bir sestir o, Hakkı; istiklâli, direnci haykıran bir ses.
Bütün zaferlerimizi, mısra mısra soluklayan nefes.

Şahlandırır Milli Mücadele ruhunu, ortaya döker.
Vatanıma saldıran köpeğin dişlerini kökünden söker.

Bedir aslanına denk Mehmetin, Fatihin, Yavuzun sesi.
Bu gönülden kükremeyi duyan hainin kaçar neşesi.

Başka İstiklal Marşını Allah, bu millete yazdırmasın.
Vatanımda düşmanlara kendi mezarını kazdırmasın.

ZELİHA ÇAPUTÇU ve HAKKI ÇAPUTÇU


BAYRAK

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü

Işık ışık, dalga dalga bayrağım

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım.

Seni selamlamadan uçan kusun

Yuvasını bozacağım.

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder…

Gölgende bana da, bana da yer ver!

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar

Yurda ay-yıldızının ışığı yeter.

Savaş, bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında isindik;

Dağlardan çöllere düşürdüğü gün

Gölgene sığındık.

Ey simdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı

Barisin güvercini, savasın kartalı…

Yüksek yerlerde açan çiçeğim

Senin altında doğdum,

Senin dibinde öleceğim.

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim

Yeryüzünde yer beğen

Nereye dikilmek istersen

Söyle, seni oraya dikeyim!

Arif Nihat Asya


BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR

Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzgar bekliyor.
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye?

Destanını yapmış, kasideye kanmış.
Bir el ki; ahretten uzanmış,
Edeple gelip birer birer öpsün diye fâniler!
Öpelim temizse dudaklarımız,
Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.
Rüzgarını kesmesin gövdeler
Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar, kasîdeler.

Geri gitsin alkışlar geri,
Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!
Ona oğullardan, analardan dilekler yeter,
Yazın sarı, kışın beyaz çiçekler yeter!
Söyledi söyleyenler demin,
Gel süngülü yiğit alkışlasınlar
Şimdi sen söyle, söz senin.

Şehitler tepesi boş değil,
Toprağını kahramanlar bekliyor!
Ve bir bayrak dalgalanmak için;
Rüzgar bekliyor!
Destanı öksüz, sükûtu derin meçhul askerin;
Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye
Yattığı toprak belli,
Tuttuğu bayrak belli,
Kim demiş meçhul asker diye? …


İSTİKLAL MARŞI ŞİİRLERİ, TÖREN PROGRAMI, PANO EVRAKLARI VE DAHA FAZLASINI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ…

Beğendin mi? Paylaş:) Google+ Whatsapp Yazdır

Yorum Yap